İlk hafta

Kahvenin binbir türlü çeşidinin içildiği yerden, hayatın yavaş aktığı ülkeden, insanlarının her daim güldüğü ülkeden merhaba!

Buraları anlatmamı bekliyorsun heralde ama hayır ben daha çok kendimi anlatacağım, biraz bencillik rica ediyorum. Fotoğraflara bakıp “hayat sana güzel”, “oh keyif” falan diyenler olacaktır ama o kadar da güzel ve pembe geçmiyor günlerim. İlk bir hafta annemleydik ve aslında şehirde turist gibiydim. O da gidince bir anda yapayalnız kaldım ve neredeyse depresyondaydım. İlk yurtdışı tecrübem değil, uzun süreli gittiğim yerler oldu daha önceden de, blogdaki diğer postları okursan fark edersin zaten. Ama bundan önceki her yere resmen cahil cahil kendimi tek başıma atmıştım. Kimse yoktu yanımda. Depresyona girmeye vaktim yoktu. Ama şimdi, biriken her şey bir anda üstüme üşüştü. Bu master için başka ülkeye gitmek ne dil kursuna gitmeye, ne Erasmus’a benziyormuş. Belirsiz bir gelecek, sonrasında nerede olacağım merakı, burada bana ne olacak endişesi, geride bıraktıklarını düşünmek vs tüketmeye başlıyor insanı ilk haftalarda. Yani umarım ilk haftalardadır ve sonrasında geçer.

Bunlar dışında ne mi yapıyorum? Biraz gezdim. Milano çok büyük bir yer değil, şehir sosyalleştikçe güzelleşiyor. Onun dışında pek ısınamıyorsun şehre. Çok sarıp sarmalamıyor. Derslerim başladı, Cattolica’da International Business okuyorum ve cidden daha ilk haftadan zorlanmaya başladım. İnsan daha ilk haftadan her gün 6-7 saat ders yapar mı arkidiçkolar 😦 Neyse ama sınıfım çok kafa dengi. Komik tipler var. Bir sürü İtalyan var ve hatta 4-5 tane Türk de var (bu biraz kötü). Burada Colonne Di San Lorenzo diye bir yer var. Tarihi kolonlar var yani aslında başka bir özelliği yok ama her akşam, özellikle cuma ve cumartesi akşamları bu kolonların olduğu meydan gençlerin buluşma noktası. Kenardaki barlardan, bakkallardan birasını alan herkes o meydana geliyor ve sohbet ediyor yerlere oturup. Bu benim Türkiye’de hiiiiç görmediğim bir şey, önce güvenli olmaz sanmıştım ama gece yarısına kadar oradaydık, hiç bir olay olmadı ve çok insanla tanışabildim. Expo’ya hala gidemedim ama Como’ya gittim bugün. Milano’dan Centrale ya da Cadorna metro istasyonlarından trene binip 5 euroya Como’ya gidebilirsiniz. Benden tavsiye: sakın hostel falan ayarlamayın. Como gerçekten 3 saatte bitiyor, bana demişlerdi de inanmamıştım. Biz Como’da motor turu yaptık, İstanbul’daki motorlar gibi, gölün üstünde geziyorsunuz. Baya güzeldi, ama genel olarak doğal güzellikten başka bir şey görmüyorsunuz. Bi de o kıytırık yere o kadar çok turist gelmiş ki inanamazsınız. Bence sırf pazarlaması güzel yapıldığı için oraya o kadar insan gidiyor. Zaten turizm dışında geçim kaynakları yok bile denilebilir. Balıkçılık da yapılıyormuş ama oradan gelen balıklar çok pahalı. Bu arada George Clooney’nin falan evini göremedik 🙂 Baya bakındık ama sonradan öğrendik ki adam paparazilerden kaçmış, başka yerde ev almış, ev değil pardon şato 🙂 Bu arada gezi ekibimiz 2 Türk kız, 1 Gürcü, 1 Mısırlıdan oluşuyor. Acayip komik bi ekiptik özellikle Mısırlı arkadaşımız bizi hem sinir ediyor hem gariplikleriyle resmen Türk erkeklerine şükrettiriyor. Şimdilik benden bu kadar, umarım bir sonraki yazımda daha güzel hikayelerle gelebilirim buraya.

como

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s